Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

3 Ekim 2012 Çarşamba

Hatrıma Düştü Eskiler..

Selam Blogcuk ben geldim yine =)

Bugün eski yazdıklarımı okudum da biraz öyle bi geçmişe gidip geldim.. Aslında o zamanlardaki psikolojimi anlamaya çalıştım.. Üniversite yıllarımı berbat insanlar içinde geçirmiş olmam sanırım sinirlerimi epey yormuş.. Çok şükür ki bugün artık o yıllar geride kaldı, o beni üzen insanlar bugün hayatıma uzaktan bile bakamıyorlar hamd olsun.. Aslında kendimde değişen şeyler de var; artık yalnızlığın acısı yok içimde, onu aşmışım sanırım, yalnız başıma üstesinden gelemeyeceğim diye tutunmaya çalıştığım o aptal arkadaşlarım beni daha da uçuruma itmişler meğer.. Meğer onlar benim maddi manevi yalnızlığım olmuşlar.. Kıyamet devri bu ya bir Allah'ın kulu da gelip uyuduğum uykudan uyandırmamış beni.. Ve yine beni kurtaran yoluna kurban binlerce canım olsa hepsini feda edeceğim Rabbim olmuş.. Bazı yüce insanlar var sevdiğim..  Hani bazı insanlar vardır, aslında hiç tanışmamışsındır, yakinen bilmiyosundur ama Allah'ın sevgili kulu olduğuna inancın tamdır.. İşte öyle büyük büyük insanlar var benim kalbimde..O insanlar da gelip el uzatmışlardı bana rüyalardan.. Bir de benim rüyalarla kafayı bozmuşluğum var biraz tabiri caizse :) aslında hiç de bozmuş değilim ya insanların hatrı kalmasın diye deliliğe vuruyorum.. Her neyse arkadaşlar, benim çocukluğumdan beri hayata olan hayretlerim hep rüyalarla başladı.. Hatırlıyorum da ilk rüyamı yada beni etkileyen ilk rüyamı desem;anlatmadan kısaca o dönemdeki evimizi ve ev hallerinden dem vurmak istiyorum;  on yada on bir yaşındaydım, bizim en eski evimizde, yaşadığımız yerde; bi kaç sayfa kur'an okumuştum; bu arada şunu da belirteyim ki sabahları babamın kalkıp huzur içinde Rabb'inin karşısında öylece durması, o derin bakışları beni cezbederdi, içim huzur dolardı, hayran kalırdım ve bir de orada babacığımda ki o kocaman yüreği görürdüm ben..Sonra annemin her gün okuduğu Kur'an-ı Kerim ve sesindeki o saygı, o güzellik beni Rabb'ime aşık etmeye yetmişti.. Fakirdik biz.. Ailemiz garipti, gariptir ya fakirler.. Annem hasta, babam hasta ve bir sürü de çocuktuk işte.. Eller yardım ederdi bize.. Hoş, ben bu şehre taşındıktan sonra yardımın ne olduğunu daha iyi anlar oldum.. Yardım almak, yardım görmek, insanların verdiklerini aslında ALLAH için yapmaları fakat karşılığında bizden minnet beklemeleri, bize zavallı gözüyle bakmaları, asla kendi seviyelerinde görmemeleri, komşuların bizi dedikodu edip, gelen yardımları hak edip etmediğimizin sorgulanması, geleceğin kendi hayal ettikleri gibi geleceğini sandıkları insanlarla doluydu bizim dünyamız.. Ben hep üzülür, utanırdım, eziktim tabiri caizse öyle bi hayattan çıkan nasıl olabilirdi ki.. Sanırım bizi güçlü kılan tek bir şeye sahiptik; İnancımız; Rabb'imizdi.. Aslında söyleyecek çok şey var geçmişe dair ama onları daha sonra daha detaylı yazmak için şu an erteliyorum.. Evet ben zavallı küçük kız, kimsenin bilmediği ve önem vermediği o küçük çocuklardan birisiydim..Benim kocaman hayallerim vardı ama umudu sönüktü.. Yaşamaya ne hevesim ne mecalim vardı ama o rüyalar bana şöyle seslenirdi; ALLAH (c.c.) VAR!!! Bana şöyle demek istedi her seferinde;


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1. Andolsun kuşluk vaktine
2. Ve sükûna erdiğinde geceye ki,
3. Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.
4. Gerçekten senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır.
5. Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın.
6. O, seni yetim bulup barındırmadı mı?
7. Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi?
8. Seni fakir bulup zengin etmedi mi?
9. Öyleyse yetimi sakın ezme.
10. El açıp isteyeni de sakın azarlama. 

Ben yaşardım bu sureyle ve yaşadım ve yaşıyorum da...

Gelelim ilk rüyama;

O sabah namaza kalkmıştım ve on-on bir yaşındaydım.. Namazdan sonra uyudum ve rüya gördüm, rüyamda önümde bir yazı vardı, mübarek insanlarla ilgili bir yazı; geçmişten ve geleceğe dair bir rüyaydı bu içimi heyecanla dolduran.. Aslında uyandığımda ne yazdığını hatırlamıyordum tam olarak ama biliyordum bir şeyler olmuş ve olacak... O günden üniversite yıllarıma kadar çok da ilahi rüyalar görmedim sadece geleceğe dair rüyalar ve gerçekleşen rüyalar gördüm..Üniversiteyi kazandığım zaman bana yön veren ve hatta hazırlanırken de peygamberimi zaman zaman gördüğüm çok tatlı rüyalarımda olmuştur fakat bana asıl gelen ilahi rüyalar üniversite yıllarımda gördüklerimdir ki onlar da bana can olmuştur.. Canım peygamberim her zaman yanımda olduğunu hissettiğim o güzel rüyaları nasıl bilinçaltı yada basit bulabilirim ki.. Gördüğüm o güzel rüyalar buralara yazılamayacak kadar değerli ve gizemli olduğu için yazamıyorum kusura bakmayın dostlar.. Zaten herkes öylesine kaptırmış ki kendini dünyaya ilahi lütuflardan nasip almak her yiğidin harcı değil sanırım.. Umut ediyorum ki Rabbim beni lütuflara bezesin.. Hamd olsun, çok şükür.. Rabbim hepimize hidayet versin, rahmet ve lütfuna nail etsin, istemem kimse cehennem ateşi görmesin.. O' nun aşkı hayatımıza, gönlümüze nakşetsin.. İki cihanımızda AŞK'la dolsun.. Amin..

Bugünlük benden nu kadar. Şimdilik selametle kalın..
  


1 Eylül 2012 Cumartesi

ABLAM DA EVLENDİ!



Ablam da geçtiğimiz haftasonu itibariyle resmen evlenmiş oldu. Tabi biz altı kız kardeşiz deyince hangi ablan diye soran sesler olcak benden iki yaş büyük ablam bu. Benim üç büyüğüm, iki küçüğüm var. Bu kardeşlik durumlarını daha sora hikaye edeyim şimdi konuya devam edeyim. Düğün,dernek, vur patlasın çal oynasındı ama nezih bir ortamdı, deniz kenarı manzara keyfi, yemekli kısaca herşey düzgündü.. Düğünden bir kaç gün önce de kına gecesi oldu. Düğün ve kına gecesi ayrı şehirlerde oldu, değişik oldu yani kınaya gelenler ve düğüne gelenler farklıydı çünkü kimse şehir dışı davete gelmek istemedi (!) Ablam ve eniştem çok güzel ve yakışıklı olmuşlardı en önemlisi çok mutlu oldular. İnşallah bundan böyle de hep mutlu olurlar.. Düğün sonrası balayına gittiler, biz de evimize döndük..

Mesleğimle ilgili iş başvurularına başlamıştım. Annem aradı ve sertifika almak üzere beni İSG (İşçi sağlığı ve iş güvenliği) kursuna göndermeyi, masrafımı karşılamayı teklif etti tabi işe girince ben ona fazlasıyla geri ödeme yapcam inşallah =) Canım canımm canım annemm dedim içimden.. O kadar hatta bu kadar melek bi kadın tanımadım ben ömrümde.. Bakalım bundan sonrası ne olacak.. Umarım hayal kırıklığı olmazsın hayat bana daha fazla..

Uzun süredir yazmıyorum yazamıyorum aslında çünkü bloğumu açmak istemiyorum, bazen aklıma yazacak bi sürü şey geliyor ama o zaman da ya yolda ya da uyumak üzere falan oluyorum ya da hayata küs oluyorum böyle bişeyler işte..

Yazmak istediğim şeyler çok ama şimdi çay demliyoruz kardeşimle,
hangisi mi; en küçük olan, şuan kendisi 19 yaşında ama öyle temiz öyle güzel bi ruhu,kalbi var ki, üstelik su gibi de bir güzelliği var.. O benim herşeyimmm.. İşte herşeyimle çay içip eti puf yicez biz tüm hayatı bi kenara bırakıp kendi hayatımızın içinde =) Afiyet olsun bize, hoşçakalın efenimmm!!!


10 Mayıs 2012 Perşembe

 Bir değişim başlar tam da o anda ve artık istesende eskisi gibi olamaz hiçbirşey.. Kırdığın kalbi sağlam istemen ne komik.. Yanılgıların ve önyargıların kıskacında infaza mahkum edip sonra yaşadığımı hatırladığını hissettirmen ne de acı......Dostluğumu veremiyorum artık kolayca, eskiden 'ne olacak' dediğim çoğu şey öyle olgulara büründü ki bendeki sevginin öyle herkese dağıtılıp harcanabilen bir vergi olmadığını anladığımda geçit vermez çağlayanlar kapladı ruhumu..

15 Eylül 2011 Perşembe

Senin Korkularını Benim İnceliğimi

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,

ne kapanan kapılar,

ne yıldız kayması gecede,

ne ceplerde tren tarifesi,

ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!


İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,

birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.

Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,

duvarlara dalıp dalıp gitmesi.

Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.

Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.

Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.

Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.

İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,

hüznün arması ayrılık.

O küçük ölüm!

Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.


Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.

Ben bulutları gösterirken,

“bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış,

“Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı”

türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,

Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,

“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ”

diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.


Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,

bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.

Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.

Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında.....

Ne mi yapacağım bundan sonra?


Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.

Şiir yazmayacağım bir süre,

Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.

Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.

Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.

Falcı kadınlara inanmayacağım artık.

Trafik polislerine adres sormayacağım,

Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....


Ne yapacağımı sanıyorsun ki?


Tenin tenime bu kadar sinmişken,

ömrüm azala azala önümden akarken,

gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..

Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,

bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.


Şükrü Erbaş

Sınırların var senin de kendini bilirsen ey insan!

Aklıma gelen herşeyi yazarsam doğru bi iş yapmış olur muyum dersiniz, benim cevabım; tabiki hayır.. Çünkü insan bin düşünüp bir söylemeli, en azından aklı başında bir insan diğer bir deyişle aklı da fikride gerçekelere açılmış, aşmış bir insan.. Bu yüzden olsa gerek, uzun süre, günlerce düşünürüm yazmadan önce.. Yazmak için oturduğumda hakeza.. Yazmak zor iş vesselam.. Sanmıyorum öyle büyük fikir adamlarının düşünmeden bişeyler kaleme aldıklarını.. Yazmak önce düşünen ve algılayan bir kafayla beraber derinleşmiş, hissedebilen bir yürek ardından da azimli, istekli, güçlü bir bilek ister.. Ben daha kendi yolumun başındayım biliyorum.. Eksiklerim çok ama ben kendi yolumu karınca misali aşan bir yolcuyum. Zaten ben tamamım dediğim vakit sıfırın altına düştüğüm an olur ki böyle düşünenler bana göre içsel ve dışsal bütünlüğünü sağlayamamış ve kendini başkalarıyla kıyaslamış insancıklardır. Soruyorum, kime göre tamamsınız, neye göre kemal noktadasınız, hangi mevzu sizi en iyi olduğunuz konusunda rahatlatıyor? Verilecek cevap basit ve saçma olacaktır. Çünkü insan yapmadan yapabileceklerinin sınırını bilemez.. Ha evet belki dünyanın en yüksek dağına çıkmış olup, en iyi ödülünü almıştır fakat aynı dağı ondan daha az zamanda tırmanan bi başkası veya daha üstün vasıflarla başaran bi başkası çıktığında işler değişecektir. Burada konuyu saptırmadan söylemek istediklerime devam edeceğim çünkü benim kastettiğim şu ki insan hiçbir zaman kendinden son derece emin olmamalı, evet mutlaka kafi güveni olmalı fakat elde ettiği başarılar gözünü döndürmemeli velhasılıkelam insan, güçleriyle beraber zayıflıklar içinde yaratılan bir varlık olduğunu unutmamalı, insan olduğunu bundan dolayı yapabilirlik sınırının elbette olduğunu bunun yanındaysa yapılabilecek işlerin ve  daha iyisini yapabilecek bir başkasının mutlaka olabileceğini aklından çıkarmamalıdır..Neticede insanoğlu, kendi kararlılığına ulaşıncaya kadar hep bi mücadele halindedir. Bu onur, son nefesini verene kadar tüm insanoğullarının kendi hayat hikayelerini tamamlamaları için onlara verilen en güzel hediyedir..
Saygılarımla..


10 Eylül 2011 Cumartesi

Nelson Mandela


‎(Güney Afrika Eski Devlet Başkanı, Başkanlık Konuşması, 1994)



En derin korkumu...zun sebebi, yetersiz olduğumuz duygusu değildir,

en derin korkumuzun sebebi ölçülemez kudretimizdir.

Korktuğumuz şey karanlığımız değil, yaydığımız ışıktır.

Kendimize soruyoruz; ,"Ben kimim ki, parlak, harika, yetenekli ve etkileyici olabiliyorum?"

"Sen kimsin ki bu özellikleri reddediyorsun?"

Sen, Tanrı'nın yarattığı bir varlıksın.

Kendini küçümsemenin dünyaya bir faydası olmaz.

Çevrendekilerin güveni sarsılmasın diye küçülmek, meziyet değildir.

Biz, Tanrı'nın içimizdeki gücünün yansımalrını göstermek için doğduk.

Bu güç sadece birkaçımızda değil,

bu güç tüm insanlarda var.

Kendi ışığımızın parlamasına

izin verdiğimizde

Bu şansı farkında olmadan

başkalarına da veriyoruz.

Kendi korkularımızdan

kurtulduğumuz anda

varlığımız, bizim çabamız

olmaksızın başkalarını


kurtaracaktır.

6 Eylül 2011 Salı

AB HİBE FONU DESTEĞİ

Bir fikriniz, düşünceniz, yatırımınız veya işleyen bir sisteminiz var ve bunu projelendirip Avrupa Birliği Hibe Programlarından birine sunarak projenize fon sağlamak istiyorsunuz, Doğrumu?
Avrupa Birliğinin 2007-2013 için ayırmış olduğu hibe diğer bir adıyla destek, fon miktarı 975 Milyar Euronun üzerinde. Avrupa Birliği, istihdam dan, tarım a, sulamadan, hayvancılığa, kalkınmadan, küçük işletmelerin kapasite artırımına her alanda destek veriyor.
Projeniz için 50, 000, 100.000 ve hatta 1 milyon euro geri ödemesiz para talep edebilirsiniz. Elbette yapmanız gereken işler var. Peki bu işleri yaparsak AB bize para verir mi? Büyük ihtimalle EVET, fakat istisnai durumlarda AB projenize hibe vermemek için haklı sebepler de bulabilir. Fakat bunlar genelde istisnai durumlarda olur. Mesela, hibe programına müracaatın fazla ve finanssal desteğin yeterli olmadığı durumlarda.
Biz Fatih ÖNCÜ Danışmanlık (FONCU) olarak projelerinizin dizayn edilmesi, hazırlanması ve sunulması konularında yardımcı oluyoruz. Sorularınmızı yazarak bize sorun, yardımcı olalım.