Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

6 Aralık 2012 Perşembe

..DİNLE NEYDEN



-Mevlâna :
“Dinle Ney’den, nasıl hikâyet eder?
Ayrılıklardan şikâyet eder:
Koptuğumdan beri kamışlıkdan ben,
Ağlar kadın erkek inleyişimden.

İsterim hasretle doğranmış yürek:
Derdimi dökeyim feryat ederek.
Aslından kopup da ayrı kalanlar,
Gene o kavuşma gününü arar.

Her mecliste geldim ben ah-ü zâra,
Eş oldum, bedbahta ve bahtiyara
Her biri sandı ki bana olur yâr,
Lakin aramadı bende ne sır var?

Sırrım, feryadımdan değildir uzak.
O nuru yok sanır lâkin göz kulak,
Gizli değildir can tene, ten cana,
Canı görmek için izin yok sana.

Yel değil, ateştir bu Ney’in sesi,
Kimde bu ateş yok, sönsün nefesi.
Aşkın ateşidir ki Ney’e düştü,
Aşkın coşmasıdır ki meye düştü.

Yardan ayrılanın ney gönül sesi,
Perdemizi yırttı Onun perdesi.
Ney gibi panzehir var mıdır söyle,
Hem uygun, hem düşkün, kim gördü söyle?

Ney kanlarla dolu yolları söyler.
Ney, Mecnun aşkını hikâye eyler.
Bu aklı kim anlar bihuştan gayri?
Dile mahrem mi kulaktan gayrı?

Günler gam içinde vakitsiz soldu,
Günler yanışların yoldaşı oldu.
Sen varsın, günlerim ne gam, gittiyse,
Sen kal, temizlikte eşi yok kimse.

Balıktan gayrisi suyuna kandı,
Nasipsizin günü gecikip yandı
Pişkinin halini hiç anlar mı ham?
Söz kısa gerektir imdi vesselâm...”

MEVLANA


bağlantı-şiiri dinlemek isterseniz güzel okunmuş; 

:http://www.sairturk.com/Siir.aspx?Siirid=3027&sesid=2244

DEDE EFENDI - NEY TAKSIMI




Ney olup ağlamaktır en güzel duamız... 
Dinle neyden ki hikâye etmede, Hep ayrılıktan şikâyet etmede Mevlâna'nın mesel dünyasında, ney insanı temsil eder. İnsan da, tıpkı ney gibi, içinde nefes saklamaktadır.

İnsanın her sözü, bir özleyişin ve bir ayrılığın ifadesidir. İnsanın iç çekişleri, aslından ayrı olmanın hüznünü, yuvadan uzak olmanın sancısını yansıtır. Kamışlıktan kopardıklarından beri beni, Feryadım ağlatır her kadını ve erkeği. Kamışlık neyin anayurdu ve evidir. İnsan da tıpkı ney gibi cennetten, yani yuvasından ayrılmıştır. Kalbinin ebedî muhabbetle doyduğu... 

Kamışlık neyin anayurdu ve evidir. İnsan da tıpkı ney gibi cennetten, yani yuvasından ayrılmıştır. Kalbinin ebedî muhabbetle doyduğu cennetten dünya gurbetine sürülmüştür. İnsan kalbi, tıpkı ney gibi, fena ve zevalin, ayrılık ve yokluğun yaşandığı bu dünyada, inceden inceye feryad etmektedir. 

İnsan ruhu olması gereken yerde değildir; geçmişe ait hüzünler ve geleceğe ait kaygılar, aslında hep bu uzaklığın sözsüz ve sessiz ağlayışından ibarettir. 

Senai Demirci


''Neyzenden bir Nefes, Neyde bin sesle karşılık bulur..Olsaydı Kavuşmak aceleyle, Ney; neye inlerdi ki o vakit...İyi ki Ayrılıklar var...Ve iyi ki Umud-u vuslat ...Aşk ile...

3 Aralık 2012 Pazartesi

PAULO COELHO' DAN DAMLALAR..

Ask a flower in the field: ‘Do you feel useful? After all, you do nothing but produce the same flowers over and over?’
And the flower will answer: ‘I am beautiful, and beauty is my reason for living.’
Ask the river: ‘Do you feel useful, giv
en that all you do is to keep flowing in the same direction?’
And the river will answer: ‘I’m not trying to be useful, I’m trying to be a river.’
Don’t try to be useful. Try to be yourself: that is enough, and that makes all the difference.
Walk neither faster nor slower than your own soul. Because it is your soul that will teach you the usefulness of each step you take.
Sometimes taking part in a great battle
But sometimes you can do that simply by smiling, for no reason, at someone you happen to pass in the street.
Without intending to, you might have saved the life of a complete stranger, who also thought he was useless and might have been ready to kill himself, until a smile gave him new hope and confidence.

2 Aralık 2012 Pazar

Sizler Yaşadıklarınızı AŞK Mı Sanıyorsunuz..


Aşkı anlatmak bana düşmez lakin aşkın damlasından yaratılmış olduğum için dilimin  döndüğü derecede aşkı savunmak bana düşebilir.. 
Aşkı hafife alanlara ithafen..



İnsanlar olarak ne kadar az  bilirsek bilelim bir o kadar çok konuşup özellikle bilmediklerimiz hakkında ahkam kesmeye bayılırız.. Sesi olan şarkıcı olur, sözü olan şair, yazar falan.. Bir de gözü olanlar var..Gözü olup da kendini aşık sananlar..  Görüp de aldananlar var.. 
Aşkı her gördüğünde aramak insan tabiatında varsa da gözünü 'maddesel aşk' denilene dikmiş ve de 'aşk' sözcüğünü bu suretle dahi basitleştirmiş aşkla hiç alakası olmayanlar hatta yakınından bile geçemeyenler var.. Yaklaşıp ta uzaklaşanlar, aşkın sandığından çok başka birşey olduğunu bile fark edemeyerek ayakları geri geri tepen acizaneler var.. Fedakarlığı, acıyı, özlemi, ayrılığı aşktan ayrı sanan zora gelemeyen divaneler var.. Mevlana'nın da dediği gibi aşka hayret eden nice şaşkınlar var.. Anlayamadığını görmezlikten gelen, ispat edemediğini inkar eden aşk kafirleri var.. Sözde aşkı dilinden düşürmeyen, aşktan başka birşey bilmediğini idda eden kalabalıklar içinde yalnız kalmanın aşksızlık olduğun söyleyen nice yalnızlıkla aşkı ayırtedememiş fakirler var.. Aşkı anlatmaya kimin gücü yetmiş ki benim yetsin.. Aşkı ben bile yaşamadım henüz..Yaşar mıyım, talip miyim, layık mıyım hiç bilmiyorum..Bu yüzden ben sadece onu arıyorum belki de aradığımı sanıyorum heyhat çünkü aşkla alakalı her ne varsa nasip işidir..Aşk'ın kendisi dilemediği sürece kimsenin onu anlamaya da yaşamaya da gücü yetmez.. Sizin aşk sandıklarınız nedir ben de bilmiyorum..Her yerde aşk şarkıları,aşk filmleri, aşk sözleri ve aşka dair sanılan ve iddia edilen tüm o saçmalıklar.. O aşk sandıklarınıza topyekün yalancı aşklar dersek aşkın affına sığınarak...

 İnsan gerçek aşkı bulunca asla kaybetmez ki.. 
Gerçek aşk fiziği de aşar.. Metafiziği de..
İnsan hayvan gibi sadece bedene aşık oluyorsa, kara kaşa kara göze falan..  Kavuştu mu aşkını kaybeder, aşk yokmuş der, aşk bitiyor zaman geçtikçe der.. İşte aşkla evlenenlerden duyarız hep ; biz aşkla evlendik sonra aşkımızın yerini sevgi aldı saygı aldı falan.. Ben içimden gülerim aslında çünkü o insanlar birbirlerine sadece katlanırlar, zorunda oldukları şeylerden dolayı.. Aldandıkları şeyler içinse tecrübe derler,gençlik derler, hayat derler, kabullenip rutin ölü hislerle yaşamaya devam ederler.. 
Oysa bunlar aşkın kırıntısı bile olamaz, evet tüm o ölü yaşanmışlıklar.. 
Aşkı anlatmıyorum, anlatamam da belki bir gün bu yazdıklarıma bile dalgavari bir gülüş bırakıveririm kim bilir..
Gerçek aşkı bulmak demiştim..
O'nu bulmak öyle kolay mıdır?
 Aşk bir kere mıhlandı mı beyni-yüreğe bir daha asla çıkmaz çıkamaz..
 Bundandır aşk herkesi bulmaz öyle kolay kolay..Herkesler içinde de yoktur aşka yar aşikar.. 
İnsan aşka aşık olabilse başka şeyde gözü olmaz; insanın aşka bahane olduğunu anlar..
 Aşk, aşka aşık olanı arar bu yüzden ve onu buldu mu da asla kaybetmez ..

Ben aşkı arayan yada aradığını sanan aşktan yaratılmış bir damlayım.. Aşkı anlatamam, yaşanmadan anlaşılmaz çünkü.. Çünkü AŞK öyle bir sır ki bilen susuyor, söylemiyor, söyletmiyor vesselam.. Bu yüzden olsa ki Şems-i Tebrizi  Mevlana'sına HAMUŞ demiş, SUS.....




30 Kasım 2012 Cuma

Sorgulayışlarım bitmiyor..

Bir şey var...
 Kendimi sorgulamama sebep olan milyonlarca an var hayatımda ki hepimizin hayatında da öyledir elbette.. Sorguluyorum ve görüyorum ki zaman geçtikçe kısa süre önceki hallerimi beğenmiyorum .. Basit buluyorum dünümü ve dünlere dair herşeyi yakmak istiyorum.. Hata yapmak, yanlış zamanda yanlış şeyler yapmak istemiyorum artık.. Karamsar olmak ve korkmak istemiyorum geleceğimden.. Kim olduğumu bilmiyorum ve kendimi değerli falan görmüyorum.. Yaratan beni severse kedi gibi O'na sığınmak istiyorum hayatın fırtınalı günlerinde.. Bazen ailem dışında hiç kimsenin beni sevmediğine inanıyorum.. Sevgisiz yaşamak ne kadar kötü ve çok zor.. Dünyada hep acı olaylar yaşandıkça ve insanlar samimiyetini kaybettikçe mutsuzlaşıyorum.. Hissetmek o kadar değerli ki benim için; yaşadığım dünyadan bu kadar etkilenmekten ve sonuçta hislerimi bastırmaktan, durdurmaktan çok yoruldum.. Güzel duygulara  karşı alerjisi mi var dünyanın? Öyleyse neden fazla barınamıyor hiçbir diyarda hiç bir yerde sevgiler ve sevginin getirdiği tüm herşey?

yok yok ben anlatamıyorum konuşmak değil susmak daha evla..

8 Ekim 2012 Pazartesi

Mekanın Cennet Olsun Burcu Ünal Kardeşim.....



Bugün, üniversiteden bir arkadaşımın ölüm haberiyle sarsıldım...
Birlikte gülüp, eğlendiğimiz, aynı dersliklerde yan yana oturduğumuz, kütüphanede, kantinde çalıştığımız, bir şeyler yeyip içtiğimiz arkadaşımız Burcu'yu kaybettik dünya yurdundan..
Elim bir trafik kazası sonucu hayata gözlerini kapayan arkadaşım, kardeşim;  bildiğim kadarıyla trafik kazasında ölen şehit olurmuş, umuyorum ki şehitsindir ve orada şehitler çok güzel karşılanırmış.. Geridekiler ah bir bilse, gidenlerin yerinde olmak için ne kadar can atacaklar kim bilir..
O artık Rabbine kavuştu..
Ya biz, geride kalanlar???
Ne olacağız dersiniz ??
Kaç günümüz daha fazladır acaba Burcu'dan..


Hayat ne kadar boş, anlamsız hale geldi bir anda..
Her zamankinden daha fazla..
Ölüm; hem korkutucu hem sıcak..
Gitmek gerek bu dünyadan,
kalmadan gereğinden fazla..
.........
Hangi hikaye beni bekliyor yaşanmak için bilmiyorum ama
Ben Rabbime kavuşacağım günü, her şeyden daha fazla bekliyorum...

İyi Uykular Dünya

HUZUR İÇİNDE UYU BURCUM...
.........................

3 Ekim 2012 Çarşamba

Hatrıma Düştü Eskiler..

Selam Blogcuk ben geldim yine =)

Bugün eski yazdıklarımı okudum da biraz öyle bi geçmişe gidip geldim.. Aslında o zamanlardaki psikolojimi anlamaya çalıştım.. Üniversite yıllarımı berbat insanlar içinde geçirmiş olmam sanırım sinirlerimi epey yormuş.. Çok şükür ki bugün artık o yıllar geride kaldı, o beni üzen insanlar bugün hayatıma uzaktan bile bakamıyorlar hamd olsun.. Aslında kendimde değişen şeyler de var; artık yalnızlığın acısı yok içimde, onu aşmışım sanırım, yalnız başıma üstesinden gelemeyeceğim diye tutunmaya çalıştığım o aptal arkadaşlarım beni daha da uçuruma itmişler meğer.. Meğer onlar benim maddi manevi yalnızlığım olmuşlar.. Kıyamet devri bu ya bir Allah'ın kulu da gelip uyuduğum uykudan uyandırmamış beni.. Ve yine beni kurtaran yoluna kurban binlerce canım olsa hepsini feda edeceğim Rabbim olmuş.. Bazı yüce insanlar var sevdiğim..  Hani bazı insanlar vardır, aslında hiç tanışmamışsındır, yakinen bilmiyosundur ama Allah'ın sevgili kulu olduğuna inancın tamdır.. İşte öyle büyük büyük insanlar var benim kalbimde..O insanlar da gelip el uzatmışlardı bana rüyalardan.. Bir de benim rüyalarla kafayı bozmuşluğum var biraz tabiri caizse :) aslında hiç de bozmuş değilim ya insanların hatrı kalmasın diye deliliğe vuruyorum.. Her neyse arkadaşlar, benim çocukluğumdan beri hayata olan hayretlerim hep rüyalarla başladı.. Hatırlıyorum da ilk rüyamı yada beni etkileyen ilk rüyamı desem;anlatmadan kısaca o dönemdeki evimizi ve ev hallerinden dem vurmak istiyorum;  on yada on bir yaşındaydım, bizim en eski evimizde, yaşadığımız yerde; bi kaç sayfa kur'an okumuştum; bu arada şunu da belirteyim ki sabahları babamın kalkıp huzur içinde Rabb'inin karşısında öylece durması, o derin bakışları beni cezbederdi, içim huzur dolardı, hayran kalırdım ve bir de orada babacığımda ki o kocaman yüreği görürdüm ben..Sonra annemin her gün okuduğu Kur'an-ı Kerim ve sesindeki o saygı, o güzellik beni Rabb'ime aşık etmeye yetmişti.. Fakirdik biz.. Ailemiz garipti, gariptir ya fakirler.. Annem hasta, babam hasta ve bir sürü de çocuktuk işte.. Eller yardım ederdi bize.. Hoş, ben bu şehre taşındıktan sonra yardımın ne olduğunu daha iyi anlar oldum.. Yardım almak, yardım görmek, insanların verdiklerini aslında ALLAH için yapmaları fakat karşılığında bizden minnet beklemeleri, bize zavallı gözüyle bakmaları, asla kendi seviyelerinde görmemeleri, komşuların bizi dedikodu edip, gelen yardımları hak edip etmediğimizin sorgulanması, geleceğin kendi hayal ettikleri gibi geleceğini sandıkları insanlarla doluydu bizim dünyamız.. Ben hep üzülür, utanırdım, eziktim tabiri caizse öyle bi hayattan çıkan nasıl olabilirdi ki.. Sanırım bizi güçlü kılan tek bir şeye sahiptik; İnancımız; Rabb'imizdi.. Aslında söyleyecek çok şey var geçmişe dair ama onları daha sonra daha detaylı yazmak için şu an erteliyorum.. Evet ben zavallı küçük kız, kimsenin bilmediği ve önem vermediği o küçük çocuklardan birisiydim..Benim kocaman hayallerim vardı ama umudu sönüktü.. Yaşamaya ne hevesim ne mecalim vardı ama o rüyalar bana şöyle seslenirdi; ALLAH (c.c.) VAR!!! Bana şöyle demek istedi her seferinde;


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1. Andolsun kuşluk vaktine
2. Ve sükûna erdiğinde geceye ki,
3. Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.
4. Gerçekten senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır.
5. Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın.
6. O, seni yetim bulup barındırmadı mı?
7. Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi?
8. Seni fakir bulup zengin etmedi mi?
9. Öyleyse yetimi sakın ezme.
10. El açıp isteyeni de sakın azarlama. 

Ben yaşardım bu sureyle ve yaşadım ve yaşıyorum da...

Gelelim ilk rüyama;

O sabah namaza kalkmıştım ve on-on bir yaşındaydım.. Namazdan sonra uyudum ve rüya gördüm, rüyamda önümde bir yazı vardı, mübarek insanlarla ilgili bir yazı; geçmişten ve geleceğe dair bir rüyaydı bu içimi heyecanla dolduran.. Aslında uyandığımda ne yazdığını hatırlamıyordum tam olarak ama biliyordum bir şeyler olmuş ve olacak... O günden üniversite yıllarıma kadar çok da ilahi rüyalar görmedim sadece geleceğe dair rüyalar ve gerçekleşen rüyalar gördüm..Üniversiteyi kazandığım zaman bana yön veren ve hatta hazırlanırken de peygamberimi zaman zaman gördüğüm çok tatlı rüyalarımda olmuştur fakat bana asıl gelen ilahi rüyalar üniversite yıllarımda gördüklerimdir ki onlar da bana can olmuştur.. Canım peygamberim her zaman yanımda olduğunu hissettiğim o güzel rüyaları nasıl bilinçaltı yada basit bulabilirim ki.. Gördüğüm o güzel rüyalar buralara yazılamayacak kadar değerli ve gizemli olduğu için yazamıyorum kusura bakmayın dostlar.. Zaten herkes öylesine kaptırmış ki kendini dünyaya ilahi lütuflardan nasip almak her yiğidin harcı değil sanırım.. Umut ediyorum ki Rabbim beni lütuflara bezesin.. Hamd olsun, çok şükür.. Rabbim hepimize hidayet versin, rahmet ve lütfuna nail etsin, istemem kimse cehennem ateşi görmesin.. O' nun aşkı hayatımıza, gönlümüze nakşetsin.. İki cihanımızda AŞK'la dolsun.. Amin..

Bugünlük benden nu kadar. Şimdilik selametle kalın..